escort bursa - escort bayan - gorukle escort bursa escort - bayan escort gorukle escort bursa escort bayan bursa bayan escort bursa vip escort bursa elit escort bursa vip escort bayan alanya escort antalya escort escort bursa havalimanı transfer
canlı bahis yap kaçak iddaa oyna illegal iddaa oyna illegal bahis siteleri illegal bahis oyna bahis siteleri
Bugun...


Gökhan DİHKAN

facebook-paylas
Bir Bakanın Kendi Bakanlığına Mal Satması Ne Anlama Gelir?
Tarih: 21-04-2021 01:50:00 Güncelleme: 26-04-2021 21:46:00


Ticaret Bakanlığı, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve eşi Hasan Pekcan'a ait Nanoksia Biyoteknoloji firmasından 9 milyon liralık dezenfektan alındığı iddiasını doğruladı. Açıklamada "Piyasa fiyatlarından oldukça aşağıda, usulüne uygun bir biçimde gerçekleştirildi" denildi.

Yani bizzat Ruhsar Pekcan bakan olarak görevde bulunduğu bir dönemde makam ve gücünün etkisini kullanarak kendi aile şirketine mal satmak suretiyle zenginleşerek siyasi etik açısından kabul edilemez bir tavrı ortaya koymuş oldu.  Üstüne üstlük bu gelişmenin ortaya çıkmasından sonra istifa mekanizması çalıştırılacağı yerde “piyasa fiyatlarından aşağıda alım yapıldı” denilerek bir de bu siyasi ahlaksızlığa meşruluk kazandırılmaya çalışılıyor. Anlamak, kabul etmek mümkün değil. Batılı ülkelerin hiçbirinde bu türden bir “siyasi ahlaksızlık” örneği göremezsiniz. Gördüğünüz takdirde bile o bakan anında istifa ederek görevini bırakır. Sabah akşam eleştirdiğimiz ve iki yüzlü olmakla suçladığımız Batılı ülkelerin siyasi anlayışları böyle bir davranış takınmayı zorunlu sayar. Japon başbakanların, bakanların davranışlarını da yakinen biliyoruz. Bu tür bir olay yaşanması halinde kesin olarak istifa ediyor, hatta içlerinden bazıları onur meselesi yaparak intihara kadar götürebiliyor işi.  Bizimkiler ise pişkin pişkin yaptıkları siyasi ahlaksızlığa akıllarınca meşruiyet kazandırıp zeytinyağı gibi bir de suyun üzerine çıkıyor. Kokuşmuş, rezil bir Türk siyasi anlayışıyla karşı karşıyayız.

Araştırmacı-Yazar Yılmaz Dönmez Medeniyetten Yığına isimli kitabında otoriter yönetimleri değerlendirdiği yazısında kaynaklar üzerine çöreklenmiş otoriter yönetimlerin devamlılığını üç sebebe bağlar. Bunlardan birincisi egemen gücün kaynaklar üzerindeki çıkarlarının karşılanması, ikincisi yerli işbirlikçinin çıkarlarının karşılanması, üçüncüsü kaynakların eşitsiz dağılımına halkın ikna edilmesidir.

Otoriter yönetimlerde iktidarı elde etmenin en cazip yanı politikacılara servet edinme imkânı verilmesinden başka bir şey değildir. Ancak bu imkânı toplumsal grupların tümü elde etmek istemekle beraber kaynaklar genellikle yerli işbirlikçilerin yoğun olarak bulunduğu sermaye sınıfı, siyasî kesim, ordu üst kademeleri ve üst düzey bürokrasi gibi güç merkezleri arasında paylaşılır.

Bakan Pekcan’ın, bakanlığına kendi aile şirketinden mal satması da otoriter bir şekilde yönetilen ülkede devletin kaynaklarının siyasi kesim elinde nasıl paylaşıldığına güzel bir örnektir. İşin garip tarafı halk da bu kaynakların adaletsiz ve eşitsiz bir şekilde dağıtımına ikna edilmiş gözükmektedir.

Özetle anlaşılan o ki; bir güç merkezi haline gelen AK Parti iktidarı izlediği politikalarla ekonomik açıdan kendisini gözeterek partililerini ödüllendirmeye devam etmektedir. Oluşturdukları mali sistem, özgül menfaatlerini temine yönelik bir kanal olarak dizayn ediliyor.

Demokratik ülkelerde bireysel yetenek, eğitim düzeyi, gelir seviyesi ve çok çalışma gibi hususlar yüksek statüye erişmek için gereken faktörler arasında kabul edilirken, otoriter ülkelerde ise bu faktörlerin yerini seçkin gruba üyelik, akrabalık ilişkileri, itaat, sadakat, kamu yönetimi dışında yürüyen çıkar ilişkileri vs gibi etkenler alır. AK Parti iktidarında görev yapan bakanların; bakanlıkların gücünü kullanarak kendi aile şirketlerinde ortaya çıkardığı bu zenginleşme halleri; Türkiye’nin nasıl bir otoriter yönetime sahip ülke olma özelliği gösterdiğine dair güzel örneklemler olarak karşımızda durmaktadır.

Son olarak da şunu söylemek isteriz. Bir Müslümana göre Allah olmadan ahlâkî eylemlerin rasyonel bir temele dayandırılması mümkün gözükmemektedir. Çünkü yapılan eylemin rasyonel bir temele dayandırılabilmesi için Allah'a ve dine ihtiyaç vardır. Ahlâkî değerleri düşündüğümüzde geleneksel olarak ahlâkî değerler en iyiyi yani Allah'ı temel alır. Ama şayet Allah yoksa ahlâkî değerlerin bir temeli de kalmayacaktır. 

Yani diyeceğimiz o ki bütün bu siyasi ahlaksızlıkların muhafazakar, İslami hassasiyetleri taşıdığını iddia eden bir iktidar döneminde yaşanıyor olması politikacıların siyasi davranış ve eylemlerinin; İslami bir ahlaki temele dayanıp dayanmadığı noktasında da soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.

 

 

 

 

 

 

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Trabzon'un en önemli sorunu nedir?


HABER ARA
YUKARI